Posts tagged mimar sinan

Caferağa Medresesi

Caferağa mederesesi

Kanuni döneminde  Siyahi  kızlarağası Cafer Ağa tarafından  yaptırılmış  ancak Cafer Ağanın 1557′de ölümünden sonra kardeşi Gazanfer Ağa tarafından tamamlanmıştır (1559). Yapı  Mimar  Sinan’a  aittir. Arazi eğiminden ötürü Alemdar Caddesi yönünde, altında dükkânları olan bir bodrum katı üzerine yapılmıştır. Bu  yüzden Alemdar  Caddesi  üzerinde  bir  girişi  yoktur. Devamını Okumak için »

Siyavuş Paşa Çeşmesi

siyavuspasa_cesmesi

Bahçelievler’de Siyavuş Paşa Kasrı’nın önünde yer alır. Sadrazam Siyavuş Paşa tarafından Mimar Sinan’a 1572 tarihinde yaptırılmıştır. Siyavuş Paşa Çeşmesini harita üzerinde görmek için tıklayınız.

Siyavuşpaşa Kasrı (Havuzlu Köşk)

 

İstanbul’un tarihi eser bakımından fakir olan bir köşesinde Bahçelievler’de bu denli iyi korunmuş ve eski esere rastlamak şaşırtıcı. Bahçelievler Belediyesi’nin sitesinde eser hakkında şu bilgiler yer alıyor; Devamını Okumak için »

Gaysunizade Mehmet Efendi Camii

gaysunizade31648

 gaysunizade

Halıcıoğlu askerlik şubesinin üst tarafındadır. Gaysunizade Mehmet Efendi tarafından 1566 tarihinde Mimar Sinan’a inşaa ettirilmiştir. (Gaysunuzade yada Kaysunizade Mehmet Efendi Hekimbaşıdır ve tıp tarihinin önemli kişilerindendir) Zamanla harap olan cami gecekondular tarafından işgal edilmiş. 1996 yılında gecekondular yıkılarak aslına uygun şekilde yenilenmiş.

Kaysunizade MehmetEfendi Camisini harita üzerinde görmek için tıklayın.

Mahmut Ağa Camii (Çavuşbaşı-Mahmut Çavuş Camii)

mahmutagacamii copySütlüce Kongre Merkezinin hemebn arkasında olan bu cami Mimar Sinan tarafından yapılmış fakat ne yazık ki günümüze orjinal hali ulaşamamış. Caminin haziresi ile Hasırizade Tekkesi bir bütün haline gelmiş.

mahmudagaca18

Caminin bulunduğu alan bir açık hava müzesi gibi; 1926 yılı yapımı bir çeşme, karşında İbrahim Paşa Çeşmesi (Maalesef kötü durumda), yıkılmış olan Sıbyan Mektebi, cami avlusunda bir kütüphane, Şey Celaleddin İsak Karamani türbesi, cami banisi Mahmut Ağa’nın türbeleri, Hasırizade Tekkesi, Sütlüce Hamamı (Maalesef yıkılmış durumda ve bu görüntü vinil reklamla kapatılmaya çalışılmış) ve Gaysunizade Camii bu alanda.

 

Gelelim caminin yapım tarihine… Camiye ait orjinal kitabe günümüze ulaşamamış. Fakat 1889 yılındaki tophane nazırı Seyyit Paşa’nın yaptırdığı onarımdan sonra konulan kitabe caminin ilk yapım tarihini 1538 olarak yazar.

Caminin son cemaat  yeri 1950’li yıllarda kapatılarak özgün hali bozulmuş. Şimdiki minaresi örme tuğladan 19. yüzyıl sonlarında tekrar inşaa edilmiş.

Mahmut Ağa Camisini harita üzerinde görmek için tıklayın

Mimar Sinan Ayasofya ile yarıştı mı?

 

Focus dergisi “İstanbul Efsaneleri” adıyla 2005 yılında ücretsiz bir ek dağıttığı . Bu ekte yer alan “Mimar Sinan’ın Ayasofya’nın kubbesini geçmek istemediği” ile ilgili kısım ilgimi çekti ve burada paylaşmak istedim.  Metin şöyle;

Mimar Sinan, Selimiye Camii’ni inşa ederken Ayasofya ile yarışmış mıydı? Daye-Zade
Mustafa Efendi’nin 1717 yılında yazdığı esere göre, Sinan; yazdığı bir kitapta (Bu kitap
bulunamamıştır), Selimiye’nin kubbesini Ayasofya’nın kubbesinden dört arşın daha büyük
yaptığını ifade etmişti. Ancak yapılan ölçümler, Selimiye’nin kubbe çapının ortalama 31,305
metre, Ayasofya’nın kubbe çapının ise ortalama 33,8 metre olduğunu ortaya koymuştur.
M.S. 537de tamamlanan Ayasofya’nın kubbesi, son kez 14. yüzyılda olmak üzere, dört defa
kısmen veya önemli ölçüde çökmüş; her seferinde onarılarak bugünkü haline ve boyutlarına
ulaştırılmıştır. Bu yıkılmalara neden olarak, ilk kubbenin aşırı yayvanlığı nedeniyle taşıyıcı
filayaklarına (filpaye) yaptığı basıncın fazlalığının yanı sıra, kullanılan harcın çok yavaş
sertleşmesi ve payanda duvarlarının yetersizliği vb. gösterilmektedir. Bu etkiler, kubbe çapının
büyümesine, dolayısıyla çatlayıp yıkılmasına neden olmuştur.
Yapılan basit hesaplar, Ayasofya’nın kubbesinin, bu büyümelerden önceki çapının 31,612
metre olması gerektiğini göstermektedir. Bu çaptan doğan kubbe çevresi ise 99,31 metre veya
318 Bizans ayağı uzunluğundadır. 318 sayısı ise, Latin ebced hesabıyla (Eski Sami ve Finike alfabelerinde harflerden ayrı rakamlar yoktu. Rakam yerine her harfe bir sayısal değer verilmişti. İstenilen rakam bu harflerle yazılırdı. Bu gelenek, Finike alfabesinden türeyen Latin alfabelerinde Ortaçağa; Arap alfabesinde ise bugüne dek korundu.) Hz. İsa’nın karşılığıdır. Anlaşılan, mimarlar Anthemios ve Isidoros, kubbenin çapında Hz. İsa’yı sembolize etmek istemişler.
Buna karşılık Selimiye’nin kubbe çapı 31,305 metredir; Osmanlı arşınında 24 adet olarak
bulunan boğum cinsinden ifade edildiğinde, 990 boğuma eşit olduğu görülür. 990 sayısı,
Osmanlı ebced hesabıyla Hz. Ali’nin karşılığı olan 110 ve Allah’ın karşılığı olan 66 sayılarını
içermektedir, zira 990un karşılığı 15×66 veya 9×110′dur.
Sinan gibi bir dâhinin, Ayasofya’nın kubbesinin orijinal çapını hesaplayamamış olması
düşünülemez. Çünkü, bu amaçla filayaklarının düşeyden yaptıkları sapmayı yerinde ölçerek
bulması yeterli olurdu. Selimiye’nin kubbesinin, Ayasofya’nın kubbesinin orijinal çapına göre
31 cm. küçük olmasını Sinan’ın önemsemediği anlaşılıyor. Çünkü, bu önemsiz farkı isteseydi
rahatça aşabilirdi. Hem aşmak hem de aynı zamanda Hz. Ali ile Allah’ı anabilmek için gerekli
çap ise, ancak 41,70 metre çapında bir kubbe yapmakla mümkün olabilirdi. Bu kadar büyük
bir kubbe yapmamayı göze almasını doğal karşılamak gerekiyor. Mimar Sinan sadece Allah’ın
adını anmakla yetinseydi, Ayasofya’nın bugünkü çapını rahatça geçmiş olacaktı. 16×66=1056
boğum veya metre cinsinden 33,34!

Güzelce Kasım Paşa Camii

guzelce_kasımp

Güzelce Kasım Paşa tarafından (Kanuni dönemi vezirlerinden d:? ö: 1533 İstanbul. Türbesi Geliboludadır) Mimar Sinan’a 1530 yılında yaptırılmıştır. Fakat günümüze ulaşan yapı Mimar Sinan’ın yaptığı değildir. İlk Kasım Paşa Camii kare planlı ahşap kubbeli, tek katlıydı. Evliya çelebi bu ahşap caminin avlusunda bir hastanenin varlığından bahseder.

3. Ahmet döneminde yaşanan bir yangında (1721) harap olan cami, 1737 yılında Feyzullah Efendi (Hekimoğlu Ali Paşa’nın kardeşi) tarafından yeniden inşaa ettirilmiş. Fakat tekrar yangın yaşayan Cami bu kez 2. Abdülhamit döneminde (1891) yapılan onarımlarla günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur. 

Harita resmi

Rüstem Paşa Hanı (Kurşunlu Han)

rustempasahan (2)

Bu kadar yoğun bir ticaret alanının tam ortasında ama hernasılsa gözlerden uzakta bir Mimar Sinan eseri Rüstem Paşa Hanı. İçerisinde ne esnafı var diye sorarsanız inanın bende anlamadım. Etraftaki malzemelerle füze bile yapılabilir. Şehir göbeğinde bu denli eski bir eserin hala imalathanelerle dolu olması enteresan. Eser hakkındaki ansiklopedik bilgi sinanasaygi.com’dan…

Karaköy Perşembepazarındadır. 1540 ile1550 yılları arasında yapılmıştır. Kervansaray, halk arasında Kurşunlu Han olarak anılmaktadır. Rüstem Paşa’nın 1561 yılında yazılmış vakfiyesinde de Kurşunlu Han ibaresi vardır. Mimar Sinan’ın kervansarayı bir Ceneviz Kathedrali’nin yıkıntıları üstüne inşa ettiği bilinmektedir. Yapının hemen girişindeki çeşme yalağı, erken Bizans döneminden kalma bir sütun başlığı oyularak yapılmıştır.

rustempasahan rustempasahan (1)

Murat Belge’nin anlatımıyla Kervansarayı yaptıran Rüstem Paşa’nın hikayesi şöyle;

Rüstem Paşa, uzun süren Kanuni döneminin en önemli iki sadrazamından biridir. Birincisi, Süleyman’ın arkadaşı ve ilk sadrazamı İbrahim Paşa’ydı. Oldukça tipik bir Osmanlı paşasıydı İbrahim: Asker, devlet adamı, diplomat vb. Kudretli ve gururluydu. Süleyman’ın sevgili karısı Hürrem’in kendi oğullarıyla ilgili kişisel planlarına uymayınca hayatından oldu.

Hırvat asıllı, Enderun’dan yetişme Rüstem çok başka bir tipti. Şövalyelikle pek ilgisi olduğu söylenemez. Kurnazdı, bir sadrazamdan çok bir sarrafın ihtiyaç duyacağı türden ekonomi bilgilerine sahipti, hırslıydı ve entrikadan korkmuyordu. Herhalde olağanın dışında bazı özellikleri vardı ki Kanuni onu daha üçüncü vezirken gözüne kestir-miş ve Hürrem’den olan kızı Mihrimah’la evlendirmeye karar vermişti. Bunun için biraz daha yükselmesi, yükselmek için de belirli görevlerde bulunması gerekiyordu. Diyarbakır’a tayin edildi. O sırada bazı düşmanları cüzzamlı olduğu söylentisini yaydılar. Süleyman söylentinin doğruluğunu öğrenmek için arkasından gizlice bir doktor gönderdi. Doktor odasını ararken Rüstem’in çamaşırlarında bit buldu. Meğer cüzzamlıya bit gelmezmiş. Rüstem böylece “temize çıkınca” bir düşmanı onun hakkında şöyle bir beyit yazdı;

Olacak bir kişinin bahtı kavi, talihi yar,

Kehlesi dahi mahallinde onun işine yarar.

Beyitin ardından, onu sevmeyen çevreler arasında adı “Kehle-i ikbal”e çıktı. Olup bitenleri anlayıp, biti odasına kendisinin koydurduğunu düşünenler de vardır.

Rüstem sadrazam oldu. Süleyman’ın sevgili büyük oğlu Mustafa’yı öldürtmesi için gerekli entrikalara girişerek, kayınvalidesinden olma şehzadelere saltanat yolunu açtı. Yeniçeriler Mustafa’yı çok sevdiği için bir süre sadrazamlıktan uzaklaştırıldı. Bir süre sonra, yerine getirilen Ahmet Paşa’nın idam edilmesini sağlayarak geri geldi.

Süleyman zamanında Osmanlı İmparatorluğu doruğa varmıştı; aynı zamanda, sınıra da varmıştı. Gelir statikleşmişti, ama gider sürekli artıyordu, çünkü merkezin zorunlu harcamaları çok yüksekti. Rüstem bu duruma çare aradı ve buldu. Geleneksel tımar sisteminde, ekilebilir tarlaların kullanım hakkı birilerine veriliyor, o da savaş zamanında toprağın gerektirdiği sayıda askerle orduya katılıyordu. Rüstem, nakit sıkıntısını gidermek için tımarların kullanım hakkını peşin para karşılığında devretmeye başladı. O zaman tımar beyleri de verdikleri parayı köylüden çıkarmaya çalıştılar. Kısa vadede nakit bulundu; uzun vadede sistem çöktü. Böylece Rüstem Paşa da uzun vadede yıkım getirmiş ekonomik “dahi”lerin kalabalık grubuna katıldı.

Harita resmi

Nişancı Ferudun Paşa Türbesi

nisancaferi

Eyüp Beybaba Sokak’ta bulunan bu türbe Mimar Sinan tarafindan 1583 yılında yaptırılmıştır. Nişancı Feridun Paşa Sultan 2. Selim’in (1566-1574) ve Sultan 3. Murad (1575-1595) dönemi devlet adamlarından olup Osmanlı münsirlerinin (nesir yazi yazan kâtip) en iyilerindendir. Baş Defterdar Çivizâde Abdullah Çelebi’nin yaninda yetişmiş Diva-i Hümayun kâtiplerindendir. Sokullu Mehmet Pasa’nin Sır Kâtibi olmuş ardından Reisülküttap (1570) Nisanci (1573) olmuş ve ardından da Semendirek Sancak Beyliğine atanmıstır. Daha sonra ikinci kez Nişanci olmus Mihrimah Sultan’in kizi Kanuni Sultan Süleyman’ın torunu Ayse Hanım Sultan’la evlenmiş 1583 yılında da ölmüstür. Feridun Paşa’nın Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar Seferi’nden sonra yazılmıs Neshet’ül Ahbar Miftah-ı Cennet isimli kitapları vardır. Ayrıca bugünkü Emirgân’da Feridun Bey Bahçeleri denilen bahçesi vardi. Nisanci Feridun Paşa Türbesi Klasik Osmanlı mimarisi üslubunda kesme taştan dikdörtgen planlıdır. Türbenin üzeri 4.30 m. çapinda eksedrali bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe yivlerle 24 bölüme ayrilmistir. Türbe altlı üstlü pencerelerle aydınlatılmıstır. Bunlardan alt pencereler mermer söveli olup mermer sebekeleri 1945 yilinda yapilan onarım sırasında kaldırılmıstır. Üst sıra pencereler sivri kemerli ve vitraylıdır. Türbenin önünde iki sütunun taşıdığı bir revak bulunmaktadir. Bunun üzerinde sülüs yazi ile yazılmış kitabe bulunmaktadir.

Harita resmi

Ebul Fadıl Mehmet Efendi Camii

ebul_fadil_mehmet_efendi

 

ebulfadalmehmetefendi

2. Selim Dönemi defterdarı İdris-i Bitlisi’nin oğlu Ebul Fadıl Mehmet Efendi(ö:1574) tarafından 1553 yılında yaptırılmıştır. Mimar Sinan tarafından inşaa edilen cami bir mektep ve türbeden oluşmaktaydı. 1916 yılındaki Cihangir yangınında cami büyük hasar görmüş. 1936 yılında kalan duvarlar ve minare tamamen yıktırılmış. 1994 yılında eski caminin yerine tekrar inşaa edilmiş.
Ebul Fadıl Mehmet Efendi Camisini harita üzerinde görmek için tıklayın.
(Bu caminin arka kısmından boğaz manzarası oldukça güzeldir. Caminin ön yüzünden kadraj müsade etmediği için tek karede fotoğraf çekmek mümkün değil. Ben 6 kare fotoğrafı birleştirerek kullandım. Bu yüzden fotoğraflardan birinin kenarları siyah görünüyor)