Çarşamba
Ara 31,2008

İstanbul Beyoğlu ilçesinde Galata’da Bizans devrinde XII. yüzyıldan itibaren İtalyan asıllı Ceneviz yerleşimi başlamıştır. Bizans’ın iyice zayıfladığı XIV. yüzyılda ise kolonilerinin etrafını saran surların bir parçası olarak da deniz seviyesinden 35 m. kadar yükseklikteki, arazinin en yüksek yerine, Haliç girişiyle Marmara’ya hâkim bir yerde (more…)
Pazartesi
Kas 17,2008



2003 yılında açılan bu müzede Türkiye ve Osmanlı coğrafyasından seçilmiş eserlerin 1/25 ölçekli maketlerinin yer almakta. Bunlardan 45′i İstanbul’dan, 45 eser Anadolu’dan 15 eser ise bugün Türkiye sınırları dışında kalan Osmanlı coğrafyasından olmak üzere, 105 sabit eser sergilenmektedir. Haliç ve çevresinin ıslahı ile ilgili önemli adımlardan biri oldu. Miniaturk web sitesi için tıklayın. Haritada yerini görmek için tıklayın.
Salı
Eki 21,2008
Bizans döneminde bu bölgeye Yahudiler yerleşmişti. Bizans Yahudileri, Karaim kolundan geliyorlardı. Bu kolun Türk kökenli olduğu genellikle kabul görür. “Karaköy” adının aslının “Karai Köy” olduğu söylenir ki, akla yakın bir tezdir.
Şimdi Karaköy Meydanı olan alan Ceneviz döneminde bir limandı. 19. yüzyıldaki Kapitalizm fırtınasının estirdiği mimari anlayışın labaratuarlarından biri olan Karaköy’de dönemin popüler mimarlarına yüksek katlı binalar yaptırıldı. Dünyanın en eski 3. metrosu olan “Tünel” yine bu dönemde (1875) yapılmıştır. Tünel yapımında çıkarılan toprak şimdiki meydanın bulunduğu yeri doldurmak için kullanıldı.
Meydanın denize bakan tarafında Ziraat bankası binası yer alır. Yapıldığı tarihte Viyana Bankası olan bu binanın mimarı bilinmemektedir. Denize bakan yüzünün ikinci katının üstünde bir terası bulunur ve buraya iki heykel konmuştur. Kadın heykeli ticareti, erkek (demirci) ise endüstriyi temsil eder.(Tevrat Hakimler Bab:5 Ayet:26 da bahsi geçen olayı sembolize eder)
(Panoramik resimde hareketli cisimlerin çokluğundan ötürü bazı hayalet görüntüler oluştu ;-))
Salı
Eyl 9,2008
1647 yılında vefat eden ‘Lohusa’ ya da esas adıyla Rahime Sultan’ın kabri, Şişhane’den Kasımpaşa’ya inen yolun sağındadır.”
http://zembil-sarkasiya.blogspot.com/” sitesinde bu türbenin hikayesi şöyle anlatılır.
“Hikayeye göre, seferde olan bir yeniçerinin hamile karısı doğurmasına çok az kala vefat eder ve o zamanlar mezarlık olan bu bölgeye gömülür. Karısının defnedilmesinden birkaç gün sonra seferden dönen yeniçeri mezarı ziyaret edince, mezardan ağlama sesleri geldiğini fark eder. bebek toprağın altında doğmuş, geçen birkaç günde de hernasılsa hayatta kalabilmiştir. bunun üzerine mezar kazılıp çocuk çıkarılmış, mezarın üzerine bir türbe yapılmış, adına da loğusa kadın türbesi denilmiş.”
Yukarıdaki hikayede anlatılan çocuğa ‘Meyyitzade’ yani “ölüden doğan” denir. Müeyyitzade 1.Ahmet döneminde yaşamış devrin büyük alimlerinden biri olmuştur.
Lohusa Kadın türbesi içerisinde Rahime Sultan, Müeyyitzade ve kime ait olduğu bilinmeyen 2 tane sanduka bulunmaktadır.
Pazartesi
Eyl 1,2008


Karaköy Kemankeş Caddesi üzerindedir. Alışılagelmiş mimarinin çok dışında bir yapıya sahip bir camidir Yeraltı Camii… Yine pek raslamadığımız Camiye ait bir
web sitesinin oluşu…
Aslında bu yapı Bizans döneminde(imparator 2. Tiberios 572-582) gemicilerin Halic’e girişini önlemek için Galata-Sirkeci arasinda çekilen zincirin bir ucunun bağlandigi kuledir. Fetih sırasında gemileri Haliç’e sokabilmek için karadan götürmek gerekmişti. Bahsi geçen kulenin hemen altında bir mahzen bulunuyor. Mahzen oldukça basık tavanlı. Mahzen nasıl olduda cami olarak kullanıldı sorusunun cevabını almak için 714 yılına kadar dönmemiz gerekli.
Arap Camii bahsinde geçen Mesleme bin Abdulmelik komutasındaki İslam ordularının İstanbul’a fetih için geldiğini
anlatmıştım. Bu ordunun askerlerinden Hz.Vehb bin Hüseyre, Hz.Amr ibn As ve Hz.Süfyan bin Üveyre’nin türbeleri mahzen içindedir. Şeyh Murad Efendizade Şeyh Mehmet Efendi mahzen içerisindeki türbeleri keşfetmiş, Çorlulu Mustafa Bahir Paşa tarafından cami haline getirmiştir(1752-1756). Minaresi 1. Mahmut tarafından yaptırılmıştır.
Cami “Kurşunlu Mahzen Camii” olarak anılır. Bunun sebebi burada şehitlerini bırakarak Şam’a dönen Emevi ordusunun, mahzen kapısının açılmasını engellemek için kapıya kurşun dökmesidir.
Cami ile ilgili başka bir not Ocak 1932′de, ilk Türkçe Kuran’ın burada okutulmasıdır.
Cuma
Ağu 29,2008
Unkapanı Atatürk Köprüsünün galata tarafındadır. Bu bölgeye Azapkapı deniliyor. Sebebi, Osmanlıda eyalet askerlerinin yaya olan kollarından bir sınıfın ismi “azepler”(yada azaplar) dır. İşte bu azap askerlerinin bir kısmı tersanelerde çalıştırılırdı(azban-ı tersane). Azapkapı ismi buradan gelmekte. (azap aynı zamanda bekar erkeklere verilen bir sıfattır)
Sokollu Mehmet Paşa Camii adı ile İstanbul’da iki cami bulunmaktadır.
Biri kadırgada diğeri Azapkapıda. Kadırgadaki camiyi daha önce
anlatmıştım. Gelelim Azapkapıdakine…Sokollu Mehmet Paşa Tarafından 1577 yılında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Mimar Sinan, Edirne Selimiye Camii’ne benzer bir planı kullanmış bu eserinde. Minare ana yapıdan ayrık bir şekilde inşaa edilmiş bir kemerle yapıya bağlanmış bu pek sık rastlanır bir mimari değil.
Yapı 1894′teki büyük depremde hasar gördü. Minaresi asıl uslubuna uymayan bir şekilde tekrar yapıldı. Cami 1941 ve 1958 yılındaki onarımlarda bu genel estetiğe aykırı minaresi yıkılarak günümüzdeki klasik tarz minare tekrar yapıldı. Aynı onarımda cami çevresindeki dükkanlar yıkıldı.
Daha önce
Kadırga Sokollu Mehmet Paşa Camii bahsinde Sokollu Mehmet Paşa’nın hayatından kısaca bahsetmiştik. Bu büyük devlet adamı 1579 yılında Bosnalı bir meczup tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Paşanın ölümü, Osmanlı’nın duraklama dönemi başlangıcı olarak kabul edilir.
Sokollu Mehmet Paşa, yine Mimar Sinan tarafından yapılan (1568-1569) Eyüpteki türbesine defnedildi.
Pazartesi
Ağu 25,2008





“4. Mehmed’in eşi 2. Mustafa’nın annesi Valide Sultan arabasıyla gezerken, Azapkapı’nın sokakları arasında küçük bir meydandaki çeşmenin başında, kırılan testisinden elinde kulpu kalmış ağlayan bir kız çocuğu görür ve çocuğu çağırtarak ona para vermek ister. Çocuk ise parayı almaz ve yaşından beklenmeyecek bir olgunlukla Valide Sultan’a şöyle der: *Testiyi kırdım parası için ağlamıyorum eve su götürmenin üstesinden gelemedim ona ağlıyorum.* Kızın bu sözleri Validenin hoşuna gidince, ailesine haber salınır ve küçük kız saraya alınır. Bu kız
büyüdüğünde 2. Mustafa’nın eşi Saliha Sultan olacak ve 2. Mustafa’ya hamile kaldığında; başında testiyi kırdığı çeşmeyi anımsayıp o küçük çeşmenin yerine daha büyük, daha muhteşem bir çeşme yapılmasını isteyecektir. Onun bu isteğini 1730 tarihinde tahta çıkan, oğlu 1. Mahmud gerçekleştirmiştir. Lale Devri geleneğini sürdüren Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesi, ortada yuvarlak bir sebil, iki yanda birer çeşmeden meydana gelmiştir. Tümüyle mermer olan çeşme-sebilin ön cephesi muhteşem güzellikteki bitki motifleriyle bezenmiştir. Yabancı kaynaklarda Galata Çeşmesi olarak anılan Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesi’nin Avrupalı ressamlar
tarafından yapılmış gravürleri vardır. 1910’lu yıllarda onarılmak üzere kısmen sökülen sebil-çeşme, araya savaş yıllarının girmesi üzerine, uzun yıllar öylece kalmıştır. 1940’lı yıllara ait fotograflarda çeşmenin çatısının olmadığı görülür. İkinci onarım 1952-53 yılları arasında gerçekleşmiştir. 1957 yılında ise çeşme-sebille bir bütün oluşturan sübyan mektebi yıkılarak, sebil ortada bırakılmıştır.”
En son onarım Vakıflar Genel Müdürlüğü girişimiyle ve Kuveyt Türk’ün sponsorluğunda 2006 yılında gerçekleşti.
Cuma
Ağu 22,2008

Kuyumcular Hanı, 19. yüzyıl eseridir. Pera ve Galata’nın yoğun sosyal hayatının olduğu bu dönemin moda yazım tarzıyla kapıya “Couyoumdjiler Khanı” diye yazılmış. Makine ve Makine parçaları satan esnaf tarafından kullanılıyor günümüzde.