• #1 Yazan : sarkasiya
    18 Ekim 2008 - 02:12

    fotoğraf için eline sağlık.
    bu “altı kaval üstü şişhane/şeşhane” deyimiyle ilgili ben de bir yorum yapayım. ben de bu deyimin tüfek türlerinden çıktığını düşünüyordum, senin gibi. sonra bir gün beyoğlu’ndaki galata mevlevihanesi’nde (bir gün de oranın fotoğraflarını ve oradan görünen manzarayı çekersen ne güzel olurdu) gezerken, sergilenen müzik aletleri arasında yan yana kaval ve altı delikli olduğu için şeşhane denilen müzik aletine rastladım. o zaman içime kurt düşmüştü “acaba o deyimdekiler bu iki müzik aleti mi?” diye. o günden beri geceleri uyku girmez gözüme :)

  • #2 Yazan : elif semiha çay
    15 Aralık 2008 - 19:10

    daha fazla bilgi gerek örneğin tarihleri ay ve günolabilir yapmanı dileğiyle

  • #3 Yazan : merve
    15 Şubat 2009 - 18:49

    bende bu liseyi işalllah kazanırım:ds:dSS:dS::d:DD:D

  • #4 Yazan : MURAT
    04 Mart 2009 - 11:34

    http://www.barbaros.biz sitesinde yaklaşık 20.000 osmanlı resimleri ve istanbul resimleri indirebilirsiniz. Selamlar..

  • #5 Yazan : gamze
    20 Mart 2009 - 17:58

    lütfen daha fazla bilgi koyun ödevim için
    lütfennnnnn!!!!!

  • #6 Yazan : tuğçe ceren
    20 Mart 2009 - 18:02

    hadi
    çabuk
    olun
    biraz
    çok
    yavaşsınız
    çabuk
    acilen bilgi koyun

  • #7 Yazan : ziyahan
    06 Nisan 2009 - 13:32

    iyi günler yazınızı çok beğendim. blogunuzu da bundan böyle sık sık ziyaret edeceğim. İstanbul’un ’sırları’ her zaman ilgimi çekmiştir. Yalnız kitabede yazılanları tam olarak anlayamadım. “kulenin açılası hiç gerekmesin” vs. Sizce kulenin yapılma amacı neydi ya da bu sözlerden siz nasıl bir çıkarımda bulunuyorsunuz? Kulenin üstü değil de altında bir sır olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bir de kulenin içini yukarıdaki katlarını gösteren fotoğraflar da var mı elinizde? Son olarak izin alarak kuleyi ziyaret etmek mümkün mü?
    Teşekkürler, iyi çalışmalar…

  • #8 Yazan : admin
    07 Nisan 2009 - 09:17

    Merhaba;
    Kule Üniversiteden izin alınarak gezilebiliyor.
    Yazının sahibi Dr. Yavuz Dizdar hocamızdan izin alarak bu yazıyı yayınladım. Açıkçası sorduğunuz soruların cevabını bende bilmiyorum. Fakat Bizans dönemi yer altı sarnıç ve tünellerinin bu kulenin de altından geçtiğini biliyorum.

  • #9 Yazan : beyza
    12 Nisan 2009 - 21:25

    bu çeşme büyük mecidiye caminin karşısındaki çeşme mi ?

  • #10 Yazan : admin
    12 Nisan 2009 - 22:37

    Evet… Büyük Mecidiye Camiinin karşısındadır…

  • #11 Yazan : beyza
    17 Nisan 2009 - 20:13

    bu çeşme hakkında daha fazla bilgi nerden bulabilirim acaba ? pazartesi gününe kadar bulmam gerekiyo ve buradaki bilgi çok az.

  • #12 Yazan : admin
    21 Nisan 2009 - 09:58

    Yorum kısmı için yazdığınız mail adresine bilgi gönderdim fakat mailbox’ınız sanırım dolu…
    Eserin Kitabesi Trabzonlu Şakir Ahmet Paşa tarafından yazılmış kitabe şöyle;
    “Hazret-i Sultan Ahmed Han-ı sahib-ma delet Kim odur ziyb-i serir-i saltanat-ı zill- Hüda Eyleyub bu karyeyi manzur-ı ayn-i iltifat Kıldı hem cami’ bina hem çeşmesar- dil-küşa Padişah-ı alem-arayiyle Sadrazamı Birbirinden itmeye ta haşre dek Mevla cüda Şakir didim leb abad ile tarihini İç bu ziba çeşmeden ayn-ı hayat-ı can feza” 1136

  • #13 Yazan : bö$ra
    26 Nisan 2009 - 16:21

    ALLAHM İNŞALLAH KAZINIRM BU LİSEYİ EN BÜYÜK HAYALİM İNŞ.KAZANIRIM BU OLMAZSA KADİKÖY KENAN EVREN LİSESİ İNŞ………….
    :D :D :D :D:D:D:D

  • #14 Yazan : muzo
    28 Nisan 2009 - 15:43

    evet dediklerinden daha güzel bir köi ama şu anda hatırla sevgilisi dizisine satıldı 7 milyon dolara şu andada restorasyonu yapılıyor.

  • #15 Yazan : irfan
    05 Mayıs 2009 - 16:46

    çok şirin ve bi o kadarda büyülü bir yapıt.

  • #16 Yazan : nurcanaktas76
    27 Mayıs 2009 - 12:05

    Rahmetli babamın görev yaptığı camiyi görmekten mutluluk duydum.bende orda görev yapmak isterim şuan düzce kaynaşlı camlıca köyünde görev yapmaktayım serdar aktaş teşekkurler

  • #17 Yazan : hilal
    28 Mayıs 2009 - 22:40

    ilginç.

  • #18 Yazan : hilal
    28 Mayıs 2009 - 22:53

    cokkkkkkkkk
    bilgi
    koyun
    lütfen. resimleri daha fazla yapın.

  • #19 Yazan : halil er
    03 Ağustos 2009 - 19:49

    evet istenilen oldu 3 kopru yolu agacli dan da gececek ama simdilik rant olayi yok ama yakinda baslar

  • #20 Yazan : rümeysa
    04 Ağustos 2009 - 18:55

    evet doğru çünkü ben oraya gitmiştim

  • #21 Yazan : sarapci
    19 Ağustos 2009 - 12:42

    Beton yığını olması ve oturan insanlara nefes alacak alan bırakılmaması dışında ben özellikle gecekondu mahallelerinin toplarlanıp yıkılıp oturanları uzaktaki uydu kentlerde apartmanlara tıkılmasına devam edilmesini de anlayamıyorum.

    Ara ara gazetelerde haber oluyor, Paris banliyölerinde aylardır araba yakıyorlar.

    Türkiye’de rekor genç işsizliği varken 20 sene sonrasının sorunlarını ekmeye başladılar.

  • #22 Yazan : Nuran Turan
    07 Eylül 2009 - 01:54

    Gönül daha çok ayrıntı görmek istiyor
    Bu kadar emek verdikten sonra daha çok bilgi beklerdim

  • #23 Yazan : Mehmet Akif
    23 Eylül 2009 - 22:57

    Merhaba,
    Yazınızı büyük beyeniyle okudum.
    Fakat bu kapının yukarısında yer alan ve üstü sıvayla kapatlan yazı ya da tuğradan bahsetmmişsiniz.
    Bilgilendirirseniz memnun olurum
    makif77@yahoo.com

  • #24 Yazan : admin
    24 Eylül 2009 - 09:21

    İstanbul Üniversitesi’nin kapısı hakkında Beşir Ayvazoğlu bir köşe yazısında şunları yazmış;

    Aslında Harbiye Nezareti kapısı olan bu kapının üzerindeki kitabede Fetih ve Zafer ayetleriyle “Daire-i Umûr-ı Askeriye” ibaresi yazılıdır. Hemen üstünde de Sultan Abdülaziz tuğrası yer alır. 1927 yılında Osmanlı eserlerinde birçok kitabenin ve tuğranın kazınarak yok edilmesine yol açan “Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde bulunan bütün mebânî-i res­miyye ve milliyye üzerindeki tuğra ve methiyelerin kaldırılması hakkında kanun” çıktığında bu tuğra ve kitabe mermer bloklarla kapatılmıştı. Birinci soru: Niçin mesela Cevri Kalfa Mektebi’ninki gibi kazınmadı? İkinci soru: Kitabenin üzerindeki mermer bloklar daha sonra kim tarafından, nasıl kaldırıldı? Ve üçüncü soru: Tuğranın üzeri niçin hâlâ kapalı?
    Aslında “Bir Aylaklık Hikâyesi” yazısının devamı olmak üzere, bu soruların cevaplarını yazmaya niyetlenmiş, fakat araya daha âcil konular girince ertelemek zorunda kalmıştım. Tabii ilk işim, böyle konularda bilgilerine sık sık başvurduğum M. Uğur Derman ve Aykut Kazancıgil Beyleri aramak ve birçok kaynağa göz atmak olmuştu.
    Soruların cevaplarına geçmeden önce, Üniversite kapısının üzerindeki kitabe hakkında Uğur Bey’in anlattığı anekdotu paylaşmak istiyorum.
    Bilindiği gibi, İstanbul Üniversitesi kapısı olarak bilinen âbidevi kapı, aslında Harbiye Nezareti’nin kapısıdır. Tuğra ve kitabesi on dokuzuncu yüzyılın büyük hattatlarından Mehmed Şefik Bey’in imzasını taşır. Rivayete göre, Abdülaziz, Harbiye Nezareti’nin bir an önce açılmasını emredince hemen hazırlıklara başlanıp eksiklikler belirlenmiş. Bu eksikliklerden biri de henüz sipariş edilmeyen kitabeymiş. Tavsiye üzerine Mehmed Şefik Bey’e müracaat edilmiş ve kendisiyle altmış altına anlaşma yapılmış. Hemen işe koyulan üstad yazıyı önce küçük ebatta yazmış, daha sonra kareleme usulüyle gerekli ölçüde büyüttüğü yazı talebeleri tarafından iğnelenerek kalıp haline getirilmiş ve mermere uygulanmış. Bütün bu işleri altı saatte tamamlayan büyük sanatkârı bir sürpriz bekliyormuş: Anlaşma yaptığı erkân-ı harp yüzbaşısı, emeğinin karşılığını ödemeye yanaşmamış; çünkü kendisi altı lira maaş alıyor, altı saat çalışan bir hattata altmış altın ödenmesini haksızlık olarak görüyormuş. Durumu çıraklarından öğrenen Şefik Bey, yüzbaşıya şu haberi göndermiş:
    “Bu yazı altı saatte değil, altmış senede yazılmıştır. Kendilerine altı gün değil, altı hafta, altı ay da değil, tam altı sene mühlet veriyorum. Bu müddet içinde, bu yazının bir harfini yazabilirse, istediğim paranın altı mislini kendilerine hediye olarak veririm.”
    Üniversite kapısındaki kitabe, Mehmed Şefik Efendi’nin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Söz konusu kanun çıktığında kazınmaktan nasıl kurtulduğuna gelince: O tarihte Darülfünun Emini, yani rektör olan İsmail Hakkı Bey (Baltacıoğlu) aynı zamanda çok iyi bir hattattı ve Mehmed Şefik Bey’in eserinin değerini bildiği için üzerini kapattırmakla yetinmişti.
    1933 yılında Darülfünun ilga edilip yerine İstanbul Üniversitesi kurulunca, kitabenin “Dâire-i Umûr-ı Askeriyye” ibaresinin bulunduğu orta kısmındaki mermerin üzerine yeni harflerle “İstanbul Üniversitesi”, Abdülaziz tuğrasının bulunduğu madalyonu kapatan mermere de T.C. harfleri hakkedildi. Kapının 1933 yılından sonra on altı yıl boyunca çekilen fotoğraflarında bu mermer bloklar beyaz lekeler halinde görünmektedir. 1949 yılında, rahmetli Süheyl Ünver’in yazdığı bir mektup üzerine, o tarihte rektör olan Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, kitabenin üzerindeki mermerleri söktürmüş, fakat tuğranın üzerindekini kaldırtmaya cesaret edememiştir.
    Evet, Beyazıt’taki Üniversite kapısının üzerinde, dairevî mermer parçasının altında, büyük bir Türk hattatının seçkin bir eseri gün ışığına çıkarılmayı beklemektedir. Tuğranın sahibi Sultan Abdülaziz hortlayıp saltanat dâvâsına kalkışmayacağına ve kıyamet kopmayacağına göre, bu tuğrayı daha fazla saklı tutmanın ne mânâsı var?

  • #25 Yazan : halil ibrahim
    08 Ekim 2009 - 00:44

    istanbulun son bozulmamis yerinide talan edilecek galiba yolu dune kadar suyu olmayan koy bir anda rant olacak buda istanbul buyuk sehir belediyesinin koyde rant saglamasi eski eyup belediye baskani koyden baya yerde satin almis gorunen oki isi eskiden pisirmisler

  • #26 Yazan : Asil S. TUNÇER
    14 Kasım 2009 - 03:06

    Merhaba,
    Başka bir yerde bulunabilecek bir bilgi. Salt size ait değil. Siz de biryerden aldınız sonuçta. Niye kopyalamaya izin vermiyorsunuz? Bilgi paylaşılmak için vardır ve paylaştıkça çoğalır.
    Teşekkürler.
    Asil S. TUNÇER

  • #27 Yazan : manana
    12 Aralık 2009 - 20:44

    buraya Polonezköy Piknik park hayvan parkını ilave etmenizi öneririm. çok güzel

    http://www.piknikpark.com

  • #28 Yazan : deniz kalkavan
    01 Ocak 2010 - 23:55

    ben ve 7 arkaşım meziki köşkünde konakladık.şuanda köşk restoransyon sonrası butik otel olarak kullanılmakta.inanılmaz keyif aldık işletmecileride en az kösk kadar başarılı insanlar.biz otelin ilk muşterileri olduk sanıyorum tarihe ayna tutan bu otel istanbulda çok ünlü oteller arasına girecek.bir bina düşünün her köşesini inceleme ihtiyacı duyuyorsunuz…

  • #29 Yazan : ramazan bedük
    14 Ocak 2010 - 17:53

    bahsettiğin heykelli sütunlar zaten yoktur…yazdığın konu nerdeyse tamamıyle yanlış…doğrusu şu…evliya çelebi seyahatnamesinde ayasofyanın 4 fil ayağının üzerlerinde 4 meleğin resimlerinin olduğunu belirtir.bu melekler kimi zaman ağızları olan karınlarından konuşurlarmış,çeşitli konulardada tılsımları varmış.hz.muhammet doğunca melek resimlerinin tılsımları kaybolmuş…senin bahsettiğin durum bundan bozma bir şey…internette ne yazık ki büyük bir bilgi kirlenmesi var…bilgileri kullanırken epey seçici olmak gerek…

  • #30 Yazan : admin
    15 Ocak 2010 - 09:19

    Maalesef okuduğum kaynak bir kitaptı ve yazan akademisyendi. Uyarı ve düzeltme için teşekkürler…

  • #31 Yazan : ismail sarıkaya
    26 Ocak 2010 - 01:28

    Denizciğim teşekkür ederiz bizim ilk misafirlerimizdiniz.bizim içinde çok özel kişilerdiniz ilkler her zaman değerlidir.her zaman bekleriz inş temennimiz bu güzel köşkü müze otel olarak eşsiz bir işletme yapmaktır.tekrar görüşmek üzere…

  • #32 Yazan : yağmur deniz
    30 Ocak 2010 - 23:48

    bilgileri güzelmiş kitabın…

  • #33 Yazan : eren
    03 Şubat 2010 - 16:09

    Burası Boğaziçi Üniversitesi değil. Solda yakında görünen binalar Robert Kolej’in binaları. Kuruçeşme sırtlarında, Ulus’ta biryerlden çekilmiş olmalı.

  • #34 Yazan : Erkan Cengiz
    15 Şubat 2010 - 17:10
  • #35 Yazan : ayşegül tüfekçioglu
    24 Şubat 2010 - 23:59

    Helvacı yakup baba türbesi eski kötü halinden bu şimdiki haline gelmesine vesile olan herkesten Allah razı olsun.Perşembe günleri yapılan yardımlarla helva yapılıp dağıtılıyor.

Yorumlara Kapalı