Saraylar/Yalılar

Alay Köşkü

gülhaneden alay köşkü

Sur-u Sultani (sultan  surları) denilen surlar  üzerinde bulunur.Köşk bir yanıyla padişahın hasbahçesine ( Gülhane Parkı) bakarken bir yanıyla Alemdar  caddesine  bakar.Gülhane  Parkı diye bilinenen Soğukçeşme kapısının biraz ilerisindedir. Devamını Okumak için »

Uzunçarşılı Yalısı

uzuncarsili_yalisi

Sarıyer Piyasa Caddesi üzerindedir. 1887 yılında neo-gotik – art-nouveau karışımı bir uslupla inşaa edilmiş. Devamını Okumak için »

Eser Aseyan Yalısı

eser_aseyan_yalisi Sarıyer Piyasa Caddesi üzerindedir. 1874 yılında ahşap/bağdadi üslupla inşa edilmiştir. 1969 yılında yanmış yerine 1980 yılında beton üzeri ahşap kaplama olarak tekrar yapılmıştır.

Devamını Okumak için »

Kaptan Yalısı

kaptan_yalisi Sarıyer Mesarburnu Caddesi’ndedir. 1866 yılında Kaptan Bey tarafından Neo-Klasik üslupta yapılmıştır. Sonraki yıllarda kagir olarak yenilenmiştir.

Yalı 1928 yılında Ermeni bir aile olan Nemlizadeler tarafından satın alınmış, Nemlizadelerden Milli Eğitim Bakanlığı satın almış ve Sarıyer Lisesi olarak kullanılılmıştır.

Devamını Okumak için »

Siyavuşpaşa Kasrı (Havuzlu Köşk)

 

İstanbul’un tarihi eser bakımından fakir olan bir köşesinde Bahçelievler’de bu denli iyi korunmuş ve eski esere rastlamak şaşırtıcı. Bahçelievler Belediyesi’nin sitesinde eser hakkında şu bilgiler yer alıyor; Devamını Okumak için »

Madenci Arif Bey Yalısı

madenci_arif_bey_yalisi

Yeniköy’dedir. 19. yüzyıl sonunda, eklektik tarzda inşa edilmiş. Yalı bilinen ilk sahibi Madenci Arif Bey’in ismiyle anılır. Arif Bey’in mülkiyetinden Süreyya Bey’in mülkiyetine geçmiştir. 1920 yılında Sipahi Ocağı Kulübü olarak kullanılmıştır.

Madenci Arif Bey Yalısını Harita Üzerinde görmek için tıklayın.

 

Fotoğraf ve Kaynak: Sudi Yenigün

Sepetçiler Kasrı

sepetci_kasri1

Daha önce bir forum sitesinde ulaştığım faili meçhul bir yazıdan aldığım aşağıdaki kısım Sepetçiler Kasrına dair yeterli açıklamayı yapıyor.

Sarayburnu’nda bulunan bu kasır Topkapı Sarayı’nın Sarayburnu’ndaki iki kıyı köşkünden birisidir. Diğer köşk ise Yalı Köşkü’dür. Sepetçiler Kasrı’nın bulunduğu yerde saraya ait kayıklar bulunuyordu. G.J. Grelot buradaki kayıklar ve küçük kadırgalar için 5–6 tane kayıkhane olduğunu yazmıştır. Sepetçiler Kasrı’nda Yalı Köşkü’nde olduğu gibi Osmanlı sultanları donanmanın sefere çıkışını veya dönüşünü seyrederlerdi.

Sepetçiler Kasrı Bizans İmparatoru II. Theodosius zamanında yapılan surların üzerine inşa edilmiştir. Kasrın yapımına Sultan III. Murat (1574–1595) döneminde Sadrazam Sinan Paşa tarafından 1591’de başlanmış, Ferhat Paşa’nın sadrazamlığının ilk yılında da tamamlanmıştır. Kasrın mimarı Davut Ağa olup, yapımında Dalgıç Ahmet Çavuş ve Nakkaşbaşı Lütfi Ağa’nın da yardımları görülmüştür. Yapımında kullanılan kırmızı mermerler Darıca ve Rusçuk’tan, çinileri İznik’ten getirilmiştir. Yapımında kullanılan demir aksam ve çiviler de Samakoy ve Selanik’ten getirilmiştir.

Kasrın kapı kemeri üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre; Sultan İbrahim (1640–1658) döneminde 1643’te yeniden yapılmış, Sultan I. Mahmut (1730–1754) döneminde 1739’da yenilenmiştir. Bunun ardından XIX. yüzyıl ortalarında da yeni bir onarım yapılmıştır. Bu onarımlar yapının mimari üslubunu değiştirmemiştir.

Osmanlı döneminde yapılmış köşklerin en görkemlilerinden olan Sepetçiler Kasrı ile ilgili çeşitli söylentiler bulunmaktadır. Bunlardan birisine göre; Edirne Sarayı’nda yükseltilmiş fevkani yapılara sepetçi veya sultani ismi veriliyordu. Bu nedenle de bu kasra Sepetçi denilmiştir. Bir başka söylentiye göre de Sultan İbrahim bu kasrın arkasında bulunan hazırcı ve sepetçi esnafını korumuş, buradaki eski köşkü yeniden yaptırmaya karar verdiği zaman sepetçi esnafının yardımlarını görmüştür. Kasrın yapımından sonra çevresindeki sepetçi esnafı çalışmalarını sürdürmüş ve sepetçilerin burada bulunmasından ötürü de kasra bu isim verilmiştir.

Sepetçiler Kasrı kesme taştan kare planlı, üzeri kubbeli dört köşesi eyvanlı mimari bir düzen göstermektedir. Bu kubbe ahşap olup, çatı içerisine gizlenmiştir. Üzeri kubbeli olan kare mekândan çıkmalarla dışa taşan eyvanlı bölümler yarım kare plan göstermektedir. Mu mekânın önünde üç bölümlü ortası kubbeli, iki yanı tonozlu bir giriş kısmına yer verilmiştir. Bu mekânın altında servis bölümleri bulunmaktadır.

Sepetçiler Kasrı I.Dünya Savaşı sırasında askeri ecza deposu olarak kullanılmış, 1955 yılında sahil yolunun açılışı sırasında istimlâk edilme konumuna gelmişse de tarihi özelliğinden ötürü bundan vazgeçilmiştir. Uzun süre kendi haline terk edilen yapı 1980 yılında Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Bunun ardından Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü kasrı 1990 yılında onarmış ve Basın Merkezi ve kafeterya olarak kullanmıştır. Eminönü Hizmet Vakfı 1998 yılında kasrı restore etmiştir. Günümüzde Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün Uluslararası Basın Merkezi olarak kullanılmaktadır. Bir bölümü de özel bir şirket tarafından restoran ve bar olarak işletilmektedir.

Yalı Köşkü

İstanbul Eminönü ilçesi, Sarayburnu’ndaki Sepetçiler Kasrı’nın yakınında bulunan Yalı Köşkü Topkapı Sarayı’nın Sarayburnu’ndaki iki köşkünden birisi idi. Yalı Köşkünü ilk defa Sultan 2. Beyazıt (1481–1512) yaptırmış ardından Sultan 3. Murat (1574–1595) 1592’de yeniden yaptırmıştır. Cebeciler Köşkü de denilen Yalı Köşkü’nün Osmanlı saray törenlerinde önemli bir yeri vardır. Donanma sefere çıkarken padişah Kaptan-ı Deryaları, Donanma Serdarlarını bu köşkten uğurlardı. Bu uğurlama törenlerinde de şenlikler köşkte ve çevresinde yapılırdı. Sefere çıkacak donanma önce Beşiktaş’ta demirler, oradan Müneccimbaşı’nın uygun göreceği günde Yalı Köşkü’nün önüne gelir ve top atarak padişahı selamlardı. Gemisinden kayıkla ayrılarak köşke gelen kaptan paşaya padişah tarafından kürk giydirilir ve bir hançerle ödüllendirilirdi. Bundan sonra kaptan paşa gemisine döner, top atışlarına devam ederken Top Kapısı’ndan da ona cevap verilirdi.
Yalı Köşkü yabancı ressamların yapmış olduğu Topkapı resimlerinde görülmektedir. Dikdörtgen planlı köşkün üzeri 7 m. çapında bir kubbe ile örtülü olup, orta sofanın etrafı üç eyvanla yaygın ve klasik divanhane planında yapılmıştı. Köşkün denize bakan cephelerinin karşısında, ocaklı duvarların arkasında odalar sıralanmıştı. Köşkün çevresinde 4 m. genişliğinde geniş revaklar ve bunların üzerini örten 2,5–3 m. lik geniş saçaklı bir örtü bulunmaktadır. Son derece hafif ve zarif mimari elemanlardan yapılan köşkün önünde geniş bir rıhtım bulunmakta olup, bu rıhtımdan birkaç basamakla bir platforma çıkılmaktadır.
Günümüze gelemeyen, yabancı ressamların resimlerinden bilgi edinilen bu köşkle ilgili olarak XIV. Louis’in Sultan IV. Mehmet’e (1648–1687) gönderdiği elçi Marquis de Nointel ile birlikte İstanbul’a gelen Antoine Galland İstanbul ile ilgili yazılarında bu köşkten söz etmiştir:
“Bu köşk dışarıdan kare biçiminde olup, kurşunla örtülü bir çatısı ve çatının ortasında küçük bir kubbesi olan bir yapıdır. Yapının çevresinde on ayak genişliğinde mermer sütunlara oturan bir revak vardır. Revak altından büyük salona geçilmektedir. Bu salonun iki yanında ve deniz tarafında sedirler bulunur. Deniz cephesinin karşı tarafında ise bronz kaplı bir ocak vardır. Her sedirin üstü arabesk üslubunda yaldızlı renklerle boyalı bir tonozla örtülüdür. Ortada ise aynı üslupta bezemeli büyük kubbe bulunmaktadır. Duvarlar mermer ve bitkisel motifler ve yazılarla süslü çinilerle kaplıdır. Bunlar bizim duvarlara astığımız halıların işini mükemmel görüyorlar. 3–4 yerde fıskiyeler ve yapının önünde bir de çağlayan vardır. Bu köşkte duvara asılmış bir tahta gördüm. Ortasında bugünkü padişahın çocukluğunda yazmış olduğu yarım satırlık bir yazı vardı. Bunun üzerinde “Sultan İbrahim’in oğlu Sultan Mehmet’in eseri” yazılı idi.
Ocağın yanındaki bir kapıdan elçiyi bir salona soktular. Burada padişahın oturmasına mahsus, altın yaldızlı fakat kötü yapılmış üç iskemle ile Peder M. de La Haye’nin vaktiyle Babıâli’ye hediye ettiği bir ayna vardı. Buradaki dolapların kapakları oldukça ince bir işçilikle yapılmış altın ve gümüş yaldızlı parçalardan oluşuyordu. Köşkün muhafızı, dolabın vaktiyle bir İran şahı tarafından bir padişaha gönderilmiş bir hediye olduğunu, padişahın bu hediyeyi beğenmeyerek onu buradaki helâların kapısına koydurduğunu söyledi.”
Yalı Köşkü İstanbul-Edirne demiryolu yapılacağı sırada çevresindeki yapılarla birlikte 1869 yılında yıkılmıştır. Köşkten günümüze hiçbir iz gelememiştir.

Beyaz Köşk

İstanbul Sarıyer ilçesi Emirgân Korusu içerisinde bulunan Beyaz Köşk, 19. yüzyılın ikinci yarısında Mısır Hıdivi İsmail Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mimarının Balyan ailesinden Sarkis Balyan olduğu sanılmaktadır.
Köşk Neo-Klasik üslupta, kareye yakın dikdörtgen planlı, iki katlı, ahşap bağdadi sıvalıdır. Köşkün görkemli giriş kapısından sonra geniş bir salona girilmektedir. Bunun iki tarafına odalar sıralanmıştır.
Salondan iki yönlü bir merdivenle çıkılan ikinci katta alt kat planı aynen uygulanmıştır. Burada da geniş bir salon etrafına odalar sıralanmıştır. Köşkün üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür.

Kaptan Paşa Konağı

İstanbul Eminönü ilçesi, Beyazıt Süleymaniye Mahallesi’nde Besim Ömer Paşa Caddesi üzerinde bulunan bu konak, Kaptan-ı Derya Hacı İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Konağın yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber 18. yüzyılın başlarına ait olduğu sanılmaktadır. Bugün bu konağın yerinde İstanbul Üniversitesi Merkez Binalarının bulunmaktadır.
Günümüze gelemeyen bu konağın cephe restitüsyon planlarını J.Robertson’un 1853–1855 yıllarında çekmiş olduğu fotoğraflara dayanılarak Y.Mimar Sedat Hakkı Eldem çizmiştir. Buna dayanılarak konağın iki katlı ahşap ve iki orta sofalı olduğu sanılmaktadır. Bu sofalardan biri hareme, diğeri de selamlığa aittir. Dikdörtgen planlı sofaların üç yönüne eyvanlar yerleştirilmiş, bunların aralarına da odalar yapılmıştır. Sofalar birbirlerine iki geçitle bağlanmış, bu geçidin aralarına da helâlar ve kahve ocağı yerleştirilmiştir. Odalar eli böğründelerle dışarı taşırılmış ve çift sıra pencere ile aydınlatılmıştır.