Kiliseler/Sinegoglar

Haliç’te ‘demir’leyen bir Bulgar güzeli…

demir  leydi

Haliç kıyısında Balat’ a doğru giderken kıyısında bucağında hiçbiryapının olmadığı,
park içinde adeta yalnızlığı mahkum edilen bir kiliseyle karşılaşırsınız.
Eğer bir de mevsimlerden baharsa ve topraktan laleler,ağaçlardan çiçekler fışkırmaktaysa
bir kilisenin yanıbaşında değilde bir düş ülkesinin kıyısında olduğunuzu sanırsınız.

Aslında çokta yanılmazsınız.Hem tarihiyle gerçek bir yapının hemde efsanesiyle
bir masalın yanıbaşınızdasınızdır.

Efsaneye göre Bulgarlar 19. yüzyılda bir kilise yaptırmak isterler,
Osmanlı der ki   ‘olmaz
Bulgarlar biraz ısrar edince Osmanlı kabul eder, ama bir şartla:

‘Bir ayda bu kiliseyi yapasunuz, yoksa izin vermezük ‘

Devamını Okumak için »

Surp Takavor Kilisesi

 surp_takavor_kilisesi1surp_takavor_kilisesi2

Kadıköy Çarşısının içinde bulunan Surp Takavor Kilisesi ahşap çan kulesi ile dikkat çekici bir bina. Kilise hakkında “kenthaber.com” sitesi şaşırtıcı ayrıntıda bilgi vermiş.

Bu kilisenin adı ilk defa Sarkis Hovhannesyan “Başkent İstanbul’un Topoğrafyası” isimli eserinde geçmektedir. Ona göre burada “Surp Asdvadzazin” isminde ayrıca içinde Surp Takavor’a atanmış küçük bir şapelin bulunduğu yıkılmaya yüz tutmuş bir kilise vardı. Bu bina Patrik Abraham zamanında, Harutyan Amira Nordukyan’ın maddi katkıları ile tamir edilmiş ve 4 Temmuz 1814′de ibadete açılmıştır. Ağustos 1855′de çıkan bir yangında yanan bina bu sefer Erzurumlu Murat Garabetyan’ın maddi katkısı ile mimar Mıgırdıç Kalfa’nın hazırladığı proje doğrultusunda yeniden inşa edilir ve Aziz Kral anlamına gelen “Surp Takavor” adı 1858′de ibadete açılır. Bu onarım sırasında avluya Hamazasbyan Muradyan adında bir de okul ilave edilir. 1862′de ölen Murat Garabetyan mabedin avlusuna defnedilir. Bir müddet sonra eşi de vefat edince o da oraya defnedilir. Görkemli mermer lahitleri girişin sağında ve solunda yer almaktadır. 1936′da tekrar bir onarım geçiren binaya bu sefer maddi yardımı Divriği’nin Kesme köyünden Hovhannes ve eşi Mariam Noradukyan yapar. 1978′de Herman Türkmen dış camekanları yeniler ve kilise kapısıyla çan kulesi arasındaki alan kapatılarak cemaatin durabileceği yer genişletilmiş olur.

Binanın mimarisi klasik Ermeni mimarisinden uzaktır. Kapalı haç planındadır.Orta mekanın üzerini yüksek kasnaklı bir kubbe örtmektedir. Haçın diğer kolları ise kiremitle kaplı çatıdır. Dış görünüşü oldukça sadedir, sadece giriş cephesi kesme taş ile kaplanmış olup yarım yuvarlak kemerli ikiz pencerelere sahiptir. Gotik mimari tarzında yapılmış olan çan kulesi yapının kubbe’den sonra dikkati çeken ikinci mimari unsurudur.

İstanbul’da itfaiye teşkilatı kurulmadan evvel bu kilise kendisine bir tulumbacı takımı kurmuştur. Bunların ahşap olan koğuşu Güneşlibahçe sokağına bakmakta idi. sonra bu teşkilat kaldırılınca burası yıkılarak kargir iki katlı bir dükkana dönüştürülmüştür.

Online harita için uydufotoya tıklayın...

Bulgar Ekzarhlığı

bulgarekzarh

Sveti Stefan Bulgar Kilisesi ile ilgili yazıda Şişli Halaskargazi Caddesindeki bu güzel yapının Bulgar Ekzarhlığı olduğundan bahsetmiştim. Bu yazının üzerinden uzun süre geçti ama ancak binayı fotoğraflayabildim. “Ekzarh” ne demek? diyeceksiniz. Patrikanenin altında Metropolitliğin üzerinde bir makamdır. 28 Şubat 1870 yılında Sultan Abdülaziz döneminde kurulan Ekzarhlık Balkanlarda Patrikanenin etkisini azaltmış. Murat Belge’nin yorumuyla durum şöyle anlatılıyor;

Zamanın Osmanlı Padişahı Abdülaziz ve sadrazamı Ali Paşa gerçekten de kiliseye izin vermek istememişlerdi. 1800′lerin sonunda milliyetçilik her yerde yayılıyor, her şeyi etkiliyordu. Milletleşme yolundaki Bulgarlar, Ortodoks oldukları halde, Fener’deki Rum Ortodoks Kilisesi’ne bağlı kalmak istemiyor, bağımsız ve milli Bulgar Ortodoks Kilisesi istiyorlardı. Bu da Osmanlılar’ın fazla işine gelmiyordu. Fener’le geleneksel karşılıklı bağları, anlaşmaları vardı; ama bunun ötesinde, Bulgar milliyetçiliğinin gelişmesi durumunda, bu tepkilerin yalnız Fener’in dini otoritesine karşı çıkışla kalmayacağını, Osmanlı politik otoritesinin de sarsılacağını seziyorlardı. Ama çok fazla dayanamadılar ve izni verdiler.

Yakın bir zamana kadar önündeki seyyar kitap satıcılarının tezgahları arasından hayal meyal görünen bu yapının ne olduğunu bende bilmiyordum.

Uydu Resminin Üzerine tıklayarak online haritaya ulaşabilirsiniz.
Technorati Etiketleri: ,,

Hagios Polieuktos Kilisesi (Paliektos Sarayı)

İstanbul Belediye Sarayı’nın Fatih isrikametinde yolun karşısındadır. Kalıntılar 1960′larda Haşim İşcan yeraltı geçidi yapılırken ortaya çıkarılmıştır. Bazı değerli parçalar Arkeoloji Müzesine kaldırılmıştır.
Hagios Polieuktos Kilisesi İstanbul’da Doğu Roma döneminden kalma kilisedir. Ayasofya’dan önce kentin en büyük bazilikalarından biridir. 524-527 yılları arasında Hıristiyan olduğu için öldürülen Romalı asker Polieuktos’un adına yaptırılmıştır.(Palieuktus 251 yılında öldürülmüştü) Bezemeleri, geç Roma sanatının en önemli örneklerinden olan sütun başlıkları ve mimari görkemiyle ünlüdür. Kilisenin eski Anikia Iuliana sarayının kilisesi olduğu söylenir. 2500 metrekarelik bir alana yapılmıştır.
Kilisenin 12. yüzyılda terkedildiği ve mimari bezemelerinin Haçlılardan önce ve Haçlılar tarafından yağmalandığı anlaşılmaktadır. Venedik’teki San Marco Kilisesi’ndeki bazı fragmanlar ve Piazetta’da bulunan bezemeli payandalar bu kiliseden götürülmüştür.

Türkiye Ermenileri Patrikliği

İstanbul Ermeni Patrikhanesi (Erm: Badriarkaran Hayots Bolso), Osmanlı Devleti’nde yaşayan Ermenilerin ruhani ve dünyevi işlerini yönetmek üzere 1473′te Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulmuş olan teşekküldür. Halen Ermeni Apostolik Kilisesi’ne (Gregoryen) mensup Türkiye Ermenilerinin dini önderliğini yapmaktadır.
Fatih sultan Mehmet İstanbul’u feth ettikten sonra Rumlara alternatif bir cemaatin olması ve ileride Rumlar isyan ederse bunun önüne geçilebilmesi için Ermenileri İstanbul’a yerleştirdi hatta İstanbul, suç işleyen Ermeniler’in bile sürgün yeri haline geldi, Sultan Bursalı Hovagim’i patrik ilan ederek Rum’lardan aldığı Samatya’da ki Sulu Manastırı Ermenilere patrikhane olarak kullanmaları için verdi. Kilisenin adı Surp Kirkor Lusuroviç olarak değiştirilerek Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde ki bazı Rum kiliseleride yine Ermeniler’in kullanımına verildi. Daha sonra Patrikhane Kumkapı’ya taşındı.
Yangınlarıyla meşhur olan bu semtte patrikhane bir çok kez yandı fakat 1850′lerdeki son yangınlarda artık hiç kullanılamayacak hale geldi ve Sultan 2. Mahmut’un Kuyumcubaşısı ve başdanışmanı olan Kazaz Artin Amira Bezciyan tarafından patriklik kilisesi ve patriklik binası yeniden inşaa edildi. Bina 2005 yılında tekrar yenilenerek günümüzdeki halini almıştır.