Yazar : Ramazan Bedük Kategori Kategorilenmemiş | 176 views

Sirkeci’den Sultan Ahmet’e doğru çıkarken yolun solunda,
7-8 metre yüksekliğinde ki surlar karşılar sizi ilkin.
Merak edip durursunuz ” bu da neyin nesidir” diye.
Aklınıza hemen Bizans geliverir.
Hani Bizans’la İstanbul surları özdeşleşmiştir ya.
Ama değil,
O surları Bizans değil , Osmanlı yaptırmıştır. Devamını Okumak için »
Yazar : Ramazan Bedük Kategori Kategorilenmemiş | 91 views
İstanbul’a dair yazmak zor.
Kaynakların biri bir telden çalarken,başkası rahatlıkla başka bir telden çalabiliyor.
Birde bunu güvenilir diye addedilen kaynaklar yapıyorsa haliyle iş daha da çetrefilleşiyor.
Amaç güvenilir olandan vazgeçmemekse vay haline…
Küçük bir paragraf saatlerini alabilir.
Söyleyeceklerimi bir örnekle sabitleyeyim.
Kaynaklardan biri İstanbul Ansiklopedisi,
güvenilir mi: Evet
diğeri Burçak Evren,
güvenilir mi: Evet
peki sorun nerde o zaman derseniz,
Devamını Okumak için »
Yazar : Ramazan Bedük Kategori Kategorilenmemiş | 97 views

Henüz biber gazının olmadığı devirlerdi.
Polis emekçilere rüzgarın şiddetli estiği bölgeleri toplanma alanı olarak gösterir,
daha sonrada toplanan yığınla emekçiyi dağıtmak için
tonlarca karabiberi rüzgara savururlardı.
ve bağırıdı komiser:
“sizin eylem yapmanuzu istemezük, dağulun”
Öksüre,tıksıra direnirdi emekçiler..
ve henüz tazyikli suyun olmadığı devirlerdi,
civar binaların teraslarına konuşlanan polisler
kazan kazan su boşaltırlardı emekçilerin üzerine.
Copların tahtadan olduğu,
sert plastik copların esamisinin okunmadığı devirlerdi.
Sinirlenen emekçilerin sökecek lüks parke kaldırım taşı bulamadığı
haliyle küçük arnavut kaldırım taşlarıyla yetinmek zorunda olduğu devirlerdi.
Devamını Okumak için »
Yazar : Ramazan Bedük Kategori Kategorilenmemiş | 106 views

İstanbul henüz araba ve fabrika seslerine teslim olmamışken onlar bu kentin sesiydiler.
Gece olunca usta bir simyacı tavrıyla yaklaşırlardı
kavun çekirdeğinin,ayvanın,elmanın,narın,zambağın yanına
ve özenle hazırlarlardı karışımlarını.
Sabah oluncada karcı ve buzcu esnafın kapılarını çalar, bol miktarda kar ve buz alırlardı
ve güneş kavurucu sıcaklığıyla gökyüzünde parlayınca akşamdan hazırladıkları karışımı,kar kuyularından gelen karla ve buzla iyice kararlardı,
soğuk güğümü sırtlanırlar ,bardakları mermiler gibi beline dolarlar ve atılırlardı sokağa,
daha sokağa adımlarını atar atmaz bağrırlardı:
Devamını Okumak için »
Yazar : Ramazan Bedük Kategori Kategorilenmemiş | 344 views

Osmanlı da İstanbul’un rengarenk olmasının nedenlerinden biriydi İstanbul esnafı,
Esnafın arasında en renklisi ise kılığı kıyafetiyle,bağırtısıyla gezici esnaftı yani sokak satıcıları.
Sokak satıcıları içindeyse simitçilerin özel bir yeri vardı.Çünkü onlar günümüzdeki fast-food’un yüzlerce yıl öncesinde ki temsilcileriydiler. Evinden uzak olanların açlığına her defasında o ses yetişirdi : simitçiiiiiii
Öyle her fırın yapamazdı simiti, özen isterdi,dikkat isterdi,ustalık isterdi simit yapmak. Beylerbeyi,Galata,Samatya,Kumkapı fırınları namlıydı simit konusunda, yaptımı ayarını düşürmeden yapardı.
Ayar derken hamur ayarı değil bildiğiniz altın ayarı.
Devamını Okumak için »